birliktelik
BİZ NE İÇİN YAŞIYORUZ?
   Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki her şey çok garip… Teknoloji çağı diyoruz çünkü gideceğimiz yere, konuşacağımız konulara, yapacağımız aktivitelere bile telefon uygulamalarımız karar veriyor.  Teknolojiyi kullanmak elbette ki çok önemli ama o bizi kullanmıyorsa… Peki, duygulara ne oldu? Ya da hislerimize… Sevmek, saygı göstermek, güvenmek, anlamak, konuşmak, dinlemek, değer vermek, düşünceli olmak, aşık olmak, ağlamak, sevinmek, üzülmek… Liste çok uzun. Peki bu kelimeler ne anlama geliyor? Bu duygulardan herhangi birini dolu dolu yaşayan hala var mı?  ​Arkadaşlık artık sosyal medyada paylaştığımız bir fotoğrafa gelen beğeni sayısıyla mı doğru orantılı? Ya da karşılaştığımız birisi bize selam vermeyince neden hemen onun hakkında kötü düşünüyoruz? Bir derdi olamaz mı ya da biz yanlış yapmış olamaz mıyız? Bunun hakkında düşünmeden silip atabiliyoruz. Çünkü o selam vermiyorsa ben neden yüzüne bakayım ki düşüncesi alıp gidiyor bizi. En son ne zaman birisiyle saate bakmadan, telefonla ya da başka şeylerle ilgilenmeden, bitsin de gidelim demeden uzun uzun sohbet ettiniz ya da dertleştiniz?  Artık birisine kızınca veya kırılınca direkt gidip kişiyle konuşmak yerine neden uzaklaşır, o insanın üzerine alınmasını bekleriz. Kimse kimsenin yüzüne bile söylemeyeceği şeyler “tweet” atar oldu.  Çünkü hatan yapan ya da yapmayan kimse artık birisi üzerine alınmalı ki gelip bana “derdin mi var senin, canın mı sıkkın?” desin. Aman sakın biz gidip konuşmayı tercih etmeyelim(!)  Neden uzağız ki birbirimize? Eskiden mektup yazmak ve onu güvercinle göndermek bu kadar zorken bile insanlar duygularını anlatmak için deli gibi çırpınırdı. “Seviyorum” diyebilmek için, gösterebilmek için… Çünkü kimsenin kanıtlamaya da ihtiyacı yoktu kendisinin sevildiğine inanmak için orada burada fotoğraf paylaşmasına altına şiir yazıp farkındalığı arttırmasına da gerek yoktu.  Ama şimdi birbirimize hal hatır sormanın birçok kısa yolu varken bile yapmıyoruz. Bir şeyler paylaşmak için plan yapıyoruz ama konuşmayıp, sohbet etmeyip sadece telefonun ekranına bakıp birbirimizin yüzüne bile söylemediği sözcükleri fotoğrafların altındaki “yorum yap” kutucuğuna yazıp sonra eve gidip telefona bakmaya devam ediyoruz. Konuşmuyoruz. İletişim kurmuyoruz. Sonra unutuyoruz insanlarla nasıl konuşulacağını… Konuşmaya başlayınca da bahane bulup tartışıyoruz, küsüyoruz sonra yine konuşmuyoruz. “Ben böyle bir cümle kurdum ama acaba üzüldü mü, kırıldı mı “ demiyoruz. Ben haklı çıkayım da o ne düşünürse düşünsün diyoruz. Kimsenin ince şeyleri durup görmeye zamanı yok çünkü. İnce düşünmüyoruz. Ben ne yaptım demiyoruz. Olayları tartmıyoruz, empati yapmıyoruz. Arkadaşlık kelimesi Facebook’taki “Arkadaş olarak ekle” ibaresinden ibaret. Kimse gerçek anlamda arkadaşlık etmek ne anlama gelir bilmez oldu. Çıkar ilişkilerine ve karşılık aramaya dönüştü maalesef.    Şimdi diyeceksiniz ki “herkes aynı, ben ince düşünsem karşıdaki beni üzecek, umursamayacak, ben neden yapayım ki? “ İşte sorun da burada başlıyor. Günü kurtarıyoruz. Daha doğrusu KENDİMİZİ kurtarıyoruz. Halbuki insan kendi özünü unutmamalı, ne istediğini bilmeli ki karşısındakine de onu verebilsin. Nasıl bir insan olmak istediğine karar vermeli. Nabza göre şerbet vermek yerine doğru olanı yapmalı, bilinçli olmalı ve insan sevgisini unutmamalıyız. Saygı görmem, ezilirim, dışlanırım, ben yapmam o yapsın düşüncesi yüzündan herkes kişiliğini kaybetti. Üzgünüm ama artık hepimiz birer BENCİLİZ.  Sevmiyoruz, değer vermiyoruz, kıymet bilmiyoruz, saygı göstermiyoruz. Sahi biz ne için yaşıyoruz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.