birliktelik
Kaybolmak Gerek Bazen…
  (Sevgili okur ; Yalnızlığın yollarına pusu kurmasın , al karşına ve tut elinden yalnızlığının, O'nunla birlikte yürü.)    Yaşadığım şehri buraya konumlandığım ilk zamanlarda sırtıma yüklenen on sekiz yılın sınırlarına uyacak şekilde yontup bir parçam haline getirmekte pek de başarılı olamadım. Zorunluluktan ve sorumluluktan yanında , kıyısında , köşesinde , içinde yer aldım sadece. Üzerinden üç yıl geçti , bu sade şehri kendime batırdığım iğnelerden birine ip geçirip en sevdiğim gömleğimin kopan düğmesinin yerine tutturdum.  “Büyümüş , anlamış ve yorgun.”  Sabahları bu şehir yorganını üzerinden atmayı geciktiren bana benzer; dağların , denizin, binaların ve yolların üzerinden suskunca , telaş etmeden sıyırır sislerini , yorganını. Hani üzüm üzüme baka baka kararır demişler ya eskiler , ben de bu şehre baka baka sislenir oldum zamanla. İkiye ayırdım kendimi ; arındım ve yıprandım. Arınmış yanımı sisten öteye , gözle görülür mesafeye , insanların önüne yerleştirdim. Baktılar , sevdiler , yadırgamadan kucakladılar. Yıpranmış yanımı ise şehre aldanıp sisin içinde , gözle görülür mesafenin dışında , insanların bakışlarının birkaç adım gerisinde dolandırdım. Bakmadılar , hissetmediler , yadırgamadan inandılar.  “Ben buralara yabancı gibiyim.”  Yirmi bir yılın biriken rüzgarları hakimiyeti altına aldı geçenlerde şehri ve gittikçe şehre benzeyen beni. Önceden kestirmek elbette mümkündü hava durumlarını ama ben , doğumumdan yirmi ikime doğru ilerleyen rüzgarları bir türlü kabullenemedim ve onların gürleyen uğultularında kulaklarımı sevdiğim seslerle tıkadım. Bir şeyleri yokmuş gibi kabullenmenin aslında o şeyleri çok daha kuvvetlendirdiğini öğrendiğimde şehir ve ben uğultu içinde kalmıştık bile.  Yılların kuvvetlendirdiği rüzgarlar yaprakları , tozları ve saçları savurdukları gibi sisleri de savurup uzaklaştırdılar şehirden ve belli olmayacak adımlarda dolandırdığım yıpranmış yanımdan. Haliyle gördüler , şaşırdılar ve yadırgadılar. İkiye ayırdığım kendimi zorunluluktan ve sorumluluktan kendime batırdığım iğnelerden birine ip geçirip birleştirdim. Doğumumdan yirmi birime kadar biriken acımı normalleştirip unuttular , unutturmaya çalıştılar , oldum , olduruldum , sığmaya çalışıp taştım ve farketmediler ama patlayan dikiş yerlerime yenilerini ekledim.  “Sokaklarda yürürken ellerimi ceplerimden çıkarmıyorum artık. Saklayabildiğim tek parçam ellerim. Mümkün olsa kendimi de cebimden çıkarmazdım. Çünkü, biliyorsun , insanların zihinlerinde yargılanmak zor. Kaybolmak gerek bazen."

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.