birliktelik
PENCERE

Her birimizin hayata baktığı pencereler bambaşka. Aynı yere aynı yerden bakarken bile bambaşka şeyler görüyor, aynı olayları birlikte deneyimlerken bu olaydan çok farklı tecrübeler edinerek yollarımıza devam ediyoruz. Bu satırları yazarken aklımda Herbert'ın "Her insan bir dünyadır." Sözü yankılandı. En sevdiğim sözlerden birisi olmakla beraber hakikaten dış görünüşümüz bir yana; karakterimiz, deneyimlerimiz, olayları yorumlama şeklimiz, becerilerimiz ve daha ekleyebileceğim birçok özelliğimizle eşsiz ve benzersiz varlıklarız. Yaşarken kendinizden başka bir tane daha olmadığını kendinize sürekli hatırlatın. Mesela şu an sizlere bunu hatırlatmış oldum 🙂

Herkesin anlaması ve yorumlaması bu kadar farklıyken "anlaşılabilir" hissetmenin yolu nerede saklı düşüncesine kapıldığımız anlarda buradaki asıl kilit nokta kendimizi ne kadar anladığımızdan geçiyor. Siz kendinizi anlamadan karşınızdakilerin sizi anlayabilmesi olanaksız bir durumdur. Önce kendimizi anlamalı ve kendi değerimizin farkında olmalıyız. Kendimizi çözümlemeyi başardığımız zaman aslında etrafın bizi anlaması, onaylaması önemini yitirmiş oluyor. Hatta yanlış anlaşılmalar yaşandığında bile sakin kalmayı başarmak bu sayede son derece kolay ve mümkün hale geliyor. Çünkü insan bu hayatta en iyi kendisini bilir ve olayları içimizde netleştirmek ve bir mantığa oturtabilmek başkasından gelen iknadan veya başkası tarafından anlaşılmaktan çok daha önde geliyor. İlk başta biz kendimizi anlamalı, değer vermeli ve sevmeliyiz. Şöyle bir düşündüğümüzde kim kendisine saygı duymayan bir insana saygı duyabilir ki? Kendimizi en iyi bilen yine biziz ve bizim çözüme kavuşturamadığımız olayları hiç yaşamamış, hissettiklerimizi hissetmemiş birisi çözüme kavuşturamaz. Her zaman için kendimizin çözümü olduğumuzu cepte tutmalıyız.

Hayatı zorlaştırmak ve mutsuz olmak seçebileceğimiz en kolay yol. Olayları kötü tarafından görmek ve karamsarlığa kapılıp gitmek için hiçbir çabaya gerek yok. Ancak bu kötü çekimin etkisine kapılmamak kendi ellerimizde. Tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecini atlatıp okul hayatına yeniden kavuştuktan sonra en net gözlemim herkesin üstünde karamsarlık bulutlarının dolaşıyor olması. Üniversite hayatımızdan bir virüs sebebiyle kopacağımız kimin aklına gelirdi ki? Sanırım hiçbirimiz bu kadarını tahmin edemezdik. Tüm bunlardan dolayı ne yaparsak yapalım bitmek ve geçmek bilmeyen bir doyumsuzluk paradoksuna girdi sanki dünya. Ne yaparsak yapalım mutlu olmak için az geliyor gibi. İşin keyifli noktası tam olarak burada başlıyor aslında. Mutluluk bir parfüm koklamak gibi bence. Başta büyüleyici geliyor sonrasında hiç fark etmediğimiz bir anda uçup gidiyor. Öyleyse neden her seferinde hiç duymamışçasına koklamaya devam etmeyelim ki? Mutluluk tercih meselesi. Hayattaki zorlukları, can sıkıcı olayları geride bırakarak ne kadar gülebiliyoruz bunu deniyor sanki ve mutluluğu kıymetli yapan şey de burada saklı. Bu noktada hayatta çekim yasasının devreye girdiğine inanıyorum. Çekim yasası, olumlu veya olumsuz düşüncelerin bir kişinin hayatına olumlu veya olumsuz deneyimler getirdiği inancı olarak açıklanıyor. Basit anlamıyla başımıza gelen herhangi bir olaya karşı düşüncelerimiz ve duygularımız, o olayın beraberinde getirdiği sonuçları meydana getiriyor. Yani basit bir örnek verecek olursak gireceğimiz bir sınav için "Ben bunu yapamayacağım" düşüncesine kapılırsak o sınavı zaten geçemeyeceğiz. Kendimizi bu olumsuz düşünceye kaptırıp geçme ihtimalimizi görmezden gelmiş ve yolu kapatmış oluyoruz. Hal böyleyken hakkımızı neden iyiyi çekmekten yana kullanmayalım ki? İyi sonuçlar alabileceğimize açık olmalı ve yapabilmek için çaba sarf etmeliyiz. Beklenti içine girmekten bahsetmiyorum. Şayet sonucu kötü olursa yeniden çalışırız ve bu dünyanın sonu değil. Hepimizin hata yapma hakkı var. Pozitif etkilerini hayatımıza çekmeyi seçmek varken negatif düşüncelerden dolayı kendimizi buna odaklamaktan bahsediyorum ve bu yaptığımız seçim potansiyelimizi de başlı başına etkiliyor. Denemekten korkmamalı ve en önemlisi kendimize inanarak yapabileceklerimizin farkında olmalıyız. Düşüncelerimiz ve kendimizi odakladığımız noktalar hayatımızın çok büyük bir kısmını kapsıyor bu yüzden bakış acımızı değiştirmek, "zor" gibi gördüğümüz konuları çok kolay hale getiriyor. Hayatı daha kaliteli ve en sevdiğimiz parfüm kokusu kadar mutluluk verici yaşayabilmek için yaptığımız seçimleri, odak olduğumuz noktaları görebildiğimiz; diğer insanların onayına ihtiyaç duymadan kendimize güvenerek ve önce "biz" kendimizi severek, inanarak yaşayabildiğimiz, hayata aydınlık pencerelerden bakabildiğimiz günlerin dileğiyle..

Aktif Üye / Berre BAYRAKTAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.