birliktelik
Ekmek Arabası
1737224-sicak-ekmek Bundan 8 yıl önce yaz aylarında her zamanki gibi uyandığım sıradan bir tatil günüydü. Mis gibi köy havası eşliğinde balkonda Boztepe manzarasına karşı kahvaltı sofrası hazırlanıyor, sıcak ekmek için kardeşimle yol kenarında ekmek arabasını bekliyorduk. Köy evine en yakın bakkal 2 km uzaklıktaki Mustafa Ağa’nın yeriydi. Bakkal dediğime bakmayın evin önüne gelip Mustafa ağa diye bağırdığımızda evinden iner kepengi kaldırır, dolaptan yarı bayat ekmeği elimize tutuşturur tekrar evine çıkardı. O zamanlar köye bir adam “Toros” model aracıyla geliyor bayat ekmek karşılığında taze ekmek veriyor, ihtiyacı olan evlere ücretsiz ekmek dağıtıyordu. İlgimi çekmişti, evdekilere sorduğumda bu adamın civar köyleri gezerek ekmek dağıttığını söylediklerinde hayret etmiştim. Bir adam külüstür bir araçla bunca yeri dolaşıp bedava ekmek dağıtıyordu. Yıllar bu şekilde geçiyor ekmek arabası, ihtiyacı olanlara ücretsiz ekmek dağıtmaya devam ediyor ve diğer evlere de her sabah ücretiyle birlikte taze ekmek getiriyordu. Merkezde yaşadığımızdan köye ayda bir gitme fırsatımız oluyordu. Sabah uyandığımızda da köyde yankılanan korna sesini bekliyor, kapının önüne çıkıyorduk. İşin garip yanı ben ekmek arabasının bu gelişim sürecini dikkatle takip ediyordum. “Toros” model araç yerini “Kartal” a bırakmış ama sistemde hiçbir değişiklik olmamıştı. Her sabah düzenli bir şekilde araba gelip gitmeye devam ediyordu. Artık insanlar ekmek arabasına o kadar alışmıştı ki kimse çarşıdan ekmek almıyor sabahları arabanın yolunu gözlüyorlardı. Üniversiteye başladıktan sonra yoğun dönemlerden dolayı artık köye yaz aylarında gidebiliyordum. Geçtiğimiz yaz köye son gidişimde bir sabah korna sesiyle uyandım ve ekmek almak için kapıya çıkmıştım. Ekmek arabasını gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim. Çünkü artık gelen araç büyük bir kamyondu ve üstünde bir fırın ismi yazıyordu. Arabadan bir genç indi ve kasalardan ekmek uzatmak için kapağı açtı. Ona “eskiden bir amca gelirdi artık gelmiyor mu, nerelerde kendisi?” diye sordum. Kendisi fırıncı amcanın oğlu olduğunu, babasının artık yaşlandığı için gelemediğini annesiyle yaylada kaldığını söyledi. Teşekkür edip uğurladım. Kahvaltı sofrasına geçmiştik. Gündem fırıncıydı, anneannem fırıncının yaptıklarından bahsetmeye başlamıştı. Çevre köylerde çeşmeler yaptırdığını, ihtiyacı olan ailelere yardımda bulunduğunu ve ikinci fırını açtığını söylediğinde öyle anlatılıyordu ki sanki fırıncının sekiz sene önceki “Toros” lu hali unutulmuş, her şeyi bir anda elde etmiş gibi bir hava oluşmuştu. Onlara tüm bu süreci anlattığımda anlayamadığım bir şaşkınlık içerisinde bunların hiç birinin farkında değillerdi. Fırıncı ikinci fırını açmış, ekmek arabasını değiştirmiş, belki de düşündüğünden daha fazla para kazanmıştı ama her sabah köye ekmek getirmeyi hiç bırakmamıştı. O gün sekiz yıllık bir girişimcilik hikâyesine şahit olmuştuk. Aslında her gün bu şekilde yüzlerce hikâyeye rastlıyoruz. Fakat çevremizde olan biten çoğu şeye o kadar ilgisiziz ki başarılan en küçük şeylere bile koca bir dağın zirvesindeymiş gibi hayretle bakmaktan kendimizi alamıyoruz. Hiçbir şey zor ve ulaşılmaz değil sadece çevremize gerçekten bakmamız, bakış açımızı genişletmemiz gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.