birliktelik
Kızıl Gezegen

Resim

Hayal ediyorum da yerçekimsiz bir ortamda yaşamak nasıl olurdu acaba? Kırmızı rengini oldum olası çok sevmemden midir nedir bilmiyorum ama şu sıralar Mars’a kafayı takmış durumdayım. Güneş’e olan yakınlığı ve bildiğim kadarıyla Güneş Sistemi’nde Dünya hariç tutulduğunda, şimdilik bir tek Mars’ta su ve buzulların bulunduğu ve buraların yaşanılabilir bir yer olduğu söylenildiğine göre bu el değmemiş yer kabuğuna tez zamanda gidip yerleşmeyi o kadar çok istiyorum ki.

Neden mi? Çünkü Mars’ta kimsecikler yok. Dünyadaki gibi baştakilerin istekleri doğrultusunda kendi yaşamını o sisteme uyarak yaşama zorunluluğun da yok. Düzgün bir vatandaş etiketi yemeniz için birileri daha fazla tüketip, lüks içinde yaşayacak diye 65 yaşına kadar çalışmanıza da gerek yok. En güzeli de ne biliyor musunuz? Marst'ta henüz sınav yok. Hem orada kendinizi birilerine beğendirme derdiniz de yok. Şimdilik her şeye daha fazla sahip olma isteği ve hırsıda yok. Ama dünyamız öyle mi? Herkes bir şekilde sistemin içine dahil olduğundan, kimsecikleri eleştirmeden sistemin yörüngesinde mutlu mesut dönmeye çalışılıyor ve içindeysen eleştirme, bak dünya ne güzel diyorlar, kuşlar falan..

Tarihten beri insanlar hep bir kaçma arayışı içinde olmuşlar. Topluca göç etme fikrini edebiyatımızın Serveti Fünun Döneminde de görüyoruz. O dönemde bütün devlet kurumlarında yolsuzluk ve adam kayırma gibi sorunlar almış başını, koca dünyaya hükmetmiş bir cihan devletinin bu duruma gelmesi bütün toplumu etkilemiş ve umutsuz bırakmış. Tam işte o dönemde Güney Büyük Okyanusunda yer alan el değilmemiş yeni bir ada Yeni Zellanda keşfedilince oraya gidenlerin yerleşip çok güzel bir hayat yaşadıklarını düşünüyorlarmış.

Günümüze gelince halen pek değişen bir şeyin olmadığını, kötü insanlardan dolayı değil de, kötülükler karşısında el ele tutuşmayan insanların bir birlik olamayışından yaşamın her geçen gün zorlaştığı ve bu sebeple nereye ve nasıl gidileceğini düşünmeksizin bir yerlere göç etme fikri beni de sarmış durumda.

Sistem hiç yok olmayacakmış gibi gücünü ve devamlılığını insanların hırslarından alarak yaşamaya devam ediyor. Sürekli yeni pazarlar, daha ucuz hammaddeler, yüksek kar oranları, hep ucuz iş gücü istiyor. Bizlerden de uzun çalışma saatleri bekliyor. Yani geleceğe hep iyimser bakıp, buzullar mı eriyor, türler mi yok oluyor, ağaçlar mı kesiliyor, dünyanın iklimi mi değişiyor diye hiç kafayı takmıyor. Çin’de çalışan bir işçinin maaşı ile Almanya’dakinin arasında 50 kat fark olduğunu hiç umursamıyor. Bugün milyonlarca kişi para kazanmak için iş ararken dünyamızın toplam kazancının 10 katı kadar miktardaki paranın borsada el değiştirmesi akla hayale sığmıyor.

Hal böyle olunca geleceğin belirsizliği, gündemin negatif şartları moral bozucu olabiliyor. Ama yine de karamsarlığa düşmeden bir birey ve insan olmanın sorumluluklarını üstlenmemiz gerekiyor. Ne de olsa dünya tarihi düşünüldüğünde, yaşadığımız çağ okyanustaki bir kum tanesinden ibaret değil mi? Ben de bu noktada sadece, dünyamızın yarısı kadar büyüklükte olan ve ileride devasa mühendislik projelerine ve girişimcilere ihtiyaç duyacak Mars’ta, hayat nasıl olur diye düşlüyorum.

OSMAN BURAK CAV

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.