birliktelik
SİMSİYAH

Resim

Milyonlarca farklı gözyaşı aktı bugün, kalpteki tek bir acıdan. Yüzlerce ağızdan aynı feryat çıktı bugün. Ölüme değildi isyan, iş kazası kaderdir deyip kenara çekilenler bu kadar acıtan. Hiçbirimizin farketmediği, umrumuzda bile olmayan, hiç ama hiç anımsamadığımız yerin dibine gömülmüş yüzlerce hayat. Unutmuşluklara, umursamazlığa inat çok kötü hatırlattılar kendilerini. Cansız bedenlerinin sahnesiyle; “Bizde buradayız, çalışıyoruz, ekmek parası” dediler. İşte bu kadar acıydı ülkemde yatarak değil de alnından damla damla kan akıp çocuğuna ekmek götürmek. Bu kadar bahtsız mıydı kaderleri? Eş deyip evlat deyip, çocuk okuyor deyip, nefessiz kalıp çalışmanın boynunda asılı mıydı, “bu tünelin çıkışı yok”? Bu kadar çaresiz miydiler? Bile bile cehenneme yürümek kadar.

   Bayram sabahları için battı güneş. Uyandığında elini öpeceği babası mı var? Anne bu bayram yapmasın tatlısını, kapıyı çalacak evlat mı kaldı? Kardeş aramasın abisini, telefonu açacak nefes mi var? Bugün hepsi yerin yedi bin kat dibine indi. Yığıntılar arasında kalan sadece beden miydi? Ne özlemler ne baba sevgisi ne oğul ne kardeş ne umutlar ne aileler bugün burada can verdi. Ne yetim olmayı anlayabildiler ne de ‘Ne olur babamın cesedini getirin’ diye bağırabildiler. Ölümü kabullenmek böyle bir şeydi.

   Gökyüzünün kasvetinden belliydi. Acılar tam bir mızrak. Söyleyin bana babayı kaybetmenin, bir oğulun babasının cansız bedenini hunharca kamyonun arkasında görmesinin var mıdır tabiri ya da söyleyin var mıdır tesellisi?

     Anne bağırıyor; “Ne olur oğlumu getirin bana, göreyim” diye. Bir kız çocuğu hastanenin kapısına yapışmış “Babam diyor babam, babamı istiyorum.” Feryatlardan oluşmuş koca bir sessizlik. Son görüşleri ise üzerlerine yığılan kara kömür. Bu kadar cefakarlığın karşılığı bu muydu? Kimilerinin bir günlük yemeği, madencinin çocuklarının bir aylık ekmeği. Adalet bu mu cidden. İnsan bu ölen insan. Yetim kalan çocuklara kim cevap verecek. Hadi sessiz kalanlar kalkın da anlatın yetimlik nedir. İş güvenliğinin olmadığı, bile bile cehennemde çalışan bir babanın çocuğuna verilecek bir cevabınız var mı? “17 yıllık yol arkadaşım, benim yarım, kocamın bari cesedini getirin” diye haykırıyor karısı. “Baba ne olur duy sesimi. Çık yer altından” diyor çocuk. Kimimiz destek olabilir onlara? Ya da hangi söz dindirir acıyı.

     Selaları okundu birer ikişer, hocanın bile nefesi yetmedi. Kolay mı 285 insan… 285 ceset… 285 baba… 285 oğul… 285 sevgili... Ne yer dayandı acıya ne de gök. Güneş  bütün kızgınlığını yansıttı. Ne feryatları dinlemeye kulak dayandı ne de acılara ortak olacak yürek. Acı büyüktü suskunlukta bir o kadar.

Vah vah Allah rahmet eylesin tek dediğimiz bu. Kim ekmek alıp ekmek götürecek? Kim oğlum diyen anaya sarılacak? Hangimiz bu ağlamaları durdurabilecek? Üç  gün sonra unutacağız. Feryatların sessizce derinleştiği ve acının düştüğü yeri yaktığı vakit. O kadar saf ve temiz. Amaçları da bir o kadar masum. 285 ölü olmadan bu kadar nefessiz kaldıklarını ne de bu kadar hayatlarını basite indirgediklerini nereden bilecektik? Y ada bilmemiz için 285 kadının eşsiz, 285 anne babanın evlatsız ve bir o kadar da çocuğun babasız mı kalması gerekiyordu?

Bir haftaya kadar her şey unutulur. Olan bacası sönen aileye, çocuğa, anaya olur. Çünkü bizim onların bir damla gözyaşı kadar vicdanımız yok. Sanırım yerin yedi bin kat altına inmenin ödülüydü, kömür yığınlarının arasında can vermek.

SEMANUR ÇAKIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.