birliktelik
İpin Ucu

Resim

 

Çok iyi hatırlıyorum. Orta okul son sınıf öğrencisi iken sene sonunda gireceğimiz o zamanki ismiyle OKS olan ve sonrasında birden fazla kez ismi ve şeması değiştirilen Orta Öğretim Kurumları Sınavını ve ah şu sınav bir gelse, sınava girsem, sınavı kazansam, evden uzaklaşsam, özgür kalsam, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başlasam, ipin ucunu elime alsam dediğim günleri... O gün geldi geçti, sınava girdim, sonuçlar açıklandı ve ikamet ettiğim il dışında yatılı bir Anadolu Öğretmen Lisesinde okumaya hak kazandım. Kendi kendime geçirdim içimden; "İşte hayat şimdi başlıyor, özgürüm, kimse karışmayacak bana" diye. Bana göre artık ipin ucu benim elimdeydi.

Çok uzun sürmedi, evden ayrıldıktan sonraki özgürlük hislerimin aile özlemine dönüşmeye başlaması. O zamanlarda anlamalıydım aslında bazı şeyleri. Her neyse... Aile özlemim her geçen gün artmaya devam ediyor fakat ben yine;  ah şu lise bir bitse, üniversite sınavına girsem, sınavı kazansam, özgür kalsam, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başlasam, ipin ucunu elime alsam diye kendi kendime hikayeler yazıyor ve hayaller kuruyordum. Ve bir şeylerin farkına ilk defa belki de o an vardım. İnsan elde etmek istediği şeyi elde ettiği an doymuyor, gözü daha çok açılıyor, çok daha fazla şeyler istemeye başlıyor.

Zaman yine su gibi akıp geçmişti. Bitmez dediğim 4 yıl, sadece 4 saatlik bir sınav ile son bulmuştu. Bu duruma bir taraftan üzülsem de bir taraftan fazlasıyla seviniyordum. Yalnız o an yine bir şeyin farkına varmıştım. Ben 4 yıldır annem, babam ve kardeşim ile aynı sofrada kahvaltı yapmamıştım. Sanırım farkına vardığım bu durumu pek fazla dikkate almamış olmalıyım ki sınavdan sonraki 3 aylık evde geçirdiğim yaz tatili, bu durumu bana tamamıyla unutturmuştu ne yazık ki. Yine bu durumda da insanoğlunun bitmek bilmeyen heveslerinin parmağı vardı. Ailemle kahvaltı yapmayı özleyen ben, 1-2 ay aynı masada kahvaltı yaptıktan sonra yeni bir heves peşine düşünce artık aynı sofrada yapılan kahvaltı bana pek fazla cazip gelmemeye başlamıştı. Bilgisayar başından kalkmayan ben, bir de gitar çalmaya merak saldım. O zamana kadar canlı olarak gitar görmeyen ben, o zamanlar bana göre çok iyi olan ama işi öğrendikçe çok fazla da işe yaramayacak olan ilk göz ağrım olan gitarımı aldım. Daha tutuluşunu bilmeden akort yapmaya çalışıyordum. Ama inat etmiştim. Sabahlara kadar kalkamadım bilgisayarın başından, internetten sürekli videolar izledim. Ve sonunda öğrendim. Ama bu arada bir şeyi unutmuştum yine. O aynı masada kahvaltı yapmayı özlediğim, 4 yıl boyunca aynı çatı altında yeni yıla giremediğim ailemi.

Gitar çalmaya başlayınca bu durum pek de aklıma gelmiyordu açıkçası. Neyse zaman gelmiş çatmıştı. 4 yılı bitiren 4 saatlik sınavın sonucu açıklanacaktı. Geç saatlere kadar bekledim, bekledik. Ve bir telefon çaldı. Sonuçlar açıklandı baktın mı diye soruyorlardı. Hemen koşarak bilgisayarın başına oturdum. Sonuç sayfasını açtım ve belki de hayatıma yön verecek olan yer, o ekranda yazıyordu ki benim için gerçekten öyle oldu. KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ… O andan itibaren yeni bir heyecan vardı bende. Şu günler geçse, okul açılsa, yine evden çıksam, özgür olsam ve yine ipin ucunu elime alsam diye gün saymaya başlamıştım. Günler geldi geçti yine. Yeni bir sayfa açılacaktı hayatımda. Bu arada tam Trabzon’a doğru yola çıkacağım günün öncesi KPSS'ye girmiştim. Ve varmıştım Trabzon’a. Daha ilk yılımdan eve çıkmıştım arkadaşlarımla. Her şey çok güzel olacaktı.

Fakültenin kapısından adımımı atar atmaz bunca yıl özlemini çektiğim fakat heveslerimin özlemlerimin önüne geçtiği ailemi aratmayacak bir topluluğa katıldım. İŞLETME VE EKONOMİ KULÜBÜ... Hem okuduğum bölüm dolayısıyla, hem sosyalliğiyle, hem içindeki insanlarıyla, 18 yıldır karşıma çıkmış olan en büyük fırsattı benim için. Oradaki insanlar sayesinde heveslerimin önüne geçti duygularım. Artık bir ailem de Trabzon’daydı. O ilk senemde, sadece 1 yıl içerisinde her anlamda o kadar güzel şeyler yaşadım ki. Hayatımın en güzel senesiydi. Bilmediğim bir çok şeyi öğrendim. Görmediğim bir çok şeyi gördüm ve en önemlisi de hiç yıkılmayacak dostluklar edindim kendime. Allah nasip etmesin yıkılmasını. Diyorum ya bir ailemde onlardı benim.

Bu bir sene çabucak geçti, anlamadım. Bu arada az önce bahsettiğim KPSS puanım ile devlet memurluğu için de başvuru yapmıştım bu bir sene içinde.

Bir senenin sonunda Trabzon’daki ailemden de ayrı düştüm. Memurluk sınavını kazanmıştım. Evet, aslında anlatmak istediğim noktaya gelince bu yazıyı okuyanlardan kimisi kendimi övmek için yazdığımı düşünecektir -işe başladıktan sonra, maaş almaya başladıktan sonra değiştiğimi düşünenler gibi- Ama kimisi de söylemek istediğim şeyi ben söylemeden çok daha önce anladı bile.

İnsan hiçbir zaman tatmin olmuyor, ne elde ederse etsin. Yine yeni yeni heveslerim oldu. İlk arabamı aldım, gitarımı değiştirdim. Kendi emeğimle küçük de olsa evimi kurdum. Ama bunların hiç biri sevdiklerimin, değer verdiklerimin önüne geçemedi bu kez. Memurluk sınavını ilk kazandığımda üzüldüm belki Trabzon’dan ayrılacağım diye ama sonra düşündüm ki bu işi bulmak için milyonlarca insan yarışıyor.

Ben bu yazıyı şuanda çalıştığım yerden, gerçekten bu kez kendi ayaklarımın üzerinde durduğum yerden, gerçekten bu kez ipin ucunu elime aldığım yerden yazıyorum. Ama içimden de geçmiyor değil, keşke ipin ucu yine ailemin elinde olsa da onlar benim yanımda olsalar. Hem annem, babam ve kardeşimden oluşan canım ailem için hem de canım ağabeylerim, biricik ablalarım ve kardeşlerimin içinde bulunduğu İŞLETME VE EKONOMİ KULÜBÜ için bu his…

EMRE AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.