birliktelik
HÜZÜN
iuuq_nv_00jnh233_sl_jnbhftibdl_sl_vt0jnh233082420nbtlf_2nu__ap_s6_ap_h8_sl_kqh​​​​ Tok ayak seslerinin zeminde bıraktığı sesten anladığım kadarıyla Sevil Abla mutfakta bana kahvaltı hazırlıyordu. Yemeyeceğimi bildiği halde. Bir süre daha yatakta kalmaya devam ettim. Gözlerimi kapattım ve düşünmedim. Çalıştım; düşünmemeye.. Sevil Abla odamın kapısını çalmadan hemen önce zihnimde yankılanıyordu, son sözleri. “Artık sensiz de hayatıma devam edebildiğimi fark ettim.” İsteksiz bir şekilde açtım gözlerimi, kahvaltıma hiç dokunmadan kahvemi alıp çıktım. Tüm gün yatakta kalmayı ve uyanmamayı istesem de gitmem gereken bir işim vardı. Hayat siz istemeseniz bile sizi yaşamaya mahkum bırakıyordu. Bense her zaman yaptığım gibi karşı geliyor, yaşamıyordum. Yaşıyormuş gibi yapıyordum. Maskeli baloları hep sevmiştim, hayata karşı maske takmak bana zor gelmiyordu bu yüzden. Kimse fark etmediğine göre de bu maske işinde iyiydim ya da kimin ne düşündüğünü umursamadığım için bana fark edilmiyormuş gibi geliyordu. Kahvemi yudumlarken hafif bir tebessüm ettim. İçimden nefret dışımdan gülümseme gibi gözüken bir tebessümdü bu. Sabah yarım kalan anıyı tekrar canlandırdım gözümde. Evet bana ihtiyacı yoktu ama benim ona vardı! Ama o bunu bilmiyordu, söylememiştim aslında hiçbir şey söylememiştim. Çünkü hissettiklerimi kelimelere dökememiştim. Kızgın, kırgın, üzgün ve sonu gelmeyecek bir sürü sıfata sahipti hislerim. Ama bir yanımda öyle bir his vardı ki hepsine karşı dengede durabiliyordu. O his sanırım şu an beni ayakta tutan şey. Hakkettim. Tek kelime ile hissimin karşılığı buydu. Yalan söylemiştim. Ve bunu bilmiyordu, hala bilmiyordu. Bilmeyecekti. Çünkü eğer ona söylemezsem hala bir şansımız olur sanmıştım. Benimle kalır. Ama o bana ihtiyacı olmadığını söylemişti. Bensiz devam edebiliyordu. Bensiz.. Kahvem bitmişti, onu atacak bir çöp kutusu ararken gözüm tanıdık birine takıldı. Doğru görüp görmediğimi anlamak için gözlerimi kısarak baktım. İlk olarak karnıma sert bir tekme yedim. Ve ardından dişlerimi dağıtacak nefis bir yumruk gelmişti. Dayak yemiyordum ama yeseydim böyle hissedeceğime emindim. Yıllar sonra “bana ihtiyacı olmayan” onu görmüştüm. Sanırım artık başka birine ihtiyacı vardı. Beni fark etmedi, geçip gittiler. Yıllar önce olduğu gibi gitti. O zamanda ona ihtiyacım olduğunu fark etmemişti. Hala bazı şeyleri fark edemiyor.. Ve şimdi ben yıllar sonra elime kalemi alıp yazıyorum. Yıllardır yazmadım, yazamamıştım. Çünkü hissettiklerinin ağırlığını taşıyamayacak duruma gelenler bileklerine keserken cezayı ben, kalemime kesmiştim. Söylediğim kelimeler boğazımı yakarak döküldü kağıda. Kelimelerin ağırlığını taşıyamayan satır çizgileri kesti avuç içlerimi. Ne zaman elime kalemi alsam yanıyor ellerim alev alev. Yanıyor geçmişin geçmeyen anıları. Sonra doğuyor küllerinden. Anka kuşunu sevmenin bedelinin bu olacağını bilseydim eğer küllerinde kaybolurdum. O zaman beraber doğardık yanan küllerden. O zaman acımın içine karışır acı olurdum. Karanlığın içinde kaybolurdum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.