birliktelik
Parfüm Şişesine Doldurulmuş Tütün Kolonyası

iuuq_nv_00jnh233_sl_jnbhftibdl_sl_vt0jnh233082420nbtlf_2nu__ap_s6_ap_h8_sl_kqh

 'Bu hayatta zamanınız sınırlı.O sınırlı zamanı, başkasının yaşamını yaşayarak harcamayın. Başka kişilerin düşünceleriyle yaşanan yaşamı doğmaların tuzağına düşmek demektir.'          Steve Jobs

 Gümmm! Acıyla gözümü açtım. Manzara bembeyaz. Yerde beyaz parke ile bakıştım. Az önce Pepsi treni, Coca-cola gemisi ile çarpışmamış mıydı? Rüya mı gördüm ben? Sızlanarak doğruldum oturdum. Güne yataktan düşerek uyanmak da ne güzel bir başlangıç!

 Kalktım balkona geçtim. Dizilerde aktör uyanınca balkona geçer, derin derin havayı içine çeker ve çevreyi izler ya, denemesi bedava. Derin bir nefes aldım, ciğerlerim kömür madenine döndü. Aksıra tıksıra manzaraya baktım. Al işte ayaklı gazete Çiroz Kezban kocasının çizgili pijamalarını asmış. Girdim içeri. Zaten şans bana altın öpücüğünü verseydi ülkeni en zengin iş adamının con conlu kızı olurdum.

 Beş dakika da giydim üstümü, çıktım. İş görüşmesine gidecektim. Çingene bohçasıyla yarışan çantamdan bul bulabilirsen adresi.

-Bakar mısınız?

Sese döndüm. Buyurun, dedim.

-Karakolu arıyorum.

Kovboy gibi şapka takmış bir oğlan.

Düz gidin, ilk sağdan dönün, üçkâğıtçı matbaasını göreceksiniz. Onun hemen arkasında, dedim.

-Teşekkür ederim. Bu arada ben yeni baş komiser Şerif Şipşak, dedi.

-Bayram Hanım Ramazanzade.

Çekik gözlerini çipil çipil kırptı. Yüzü çanta dolusu para bulmuş av köpeği gibi bir ifade aldı.

-Ramazan bayramında doğduğum için dedem bu ismi vermiş, dedim.

-Anlıyorum. Şey kusura bakmayın, dedi.

 Önemli değil, dedim. Çantada adresi araya araya yürümeye devam ettim. Cüzdan, anahtar, büyük boy törpü, parfüm şişesine doldurulmuş tütün kolonyası- kokusunu hiç sevmem ama malum biber gazı taşımak yasak- yeni aldığım omlet tavası çantamda kalmış! Kolonya biterse bunu kullanırım. En sonunda kırışmış adres kâğıdını buldum. Dolmuşların kaktığı şehrin en kalabalık meydanına gittim. Birden ‘dannn! ‘iye bir ses. Bir baktım üç tane izbandut, birinin elinde Canik 55TP-9 vardı. Karşısındaki adama doğrulttu ve dört el ateş etti. Sanki kurşunlar adamın kalbinden yer ayırtmış gibi kalpteki dört odacığa da yerleştiler. Çevredeki insan kalabalığına baktım. Hepsinin kafasını dominostaki obur ayı almış gitmiş sanki! Hiç kimsenin umurunda değil! Kalbi rezerve edilmiş adam tünelin sonundaki ışığı görmüş ve çoktan ışığa gitmişti. Vuran izbanduta baktım. Oda bana baktı. Cüssesinden beklenmeyen bir sesle ciyakladı,

-Sen, burnunun yassısı çilli olan!

 Elim istem dışı sol tarafı çillerle kaplı burnuma gitti. Midemdeki kelebekler korkudan patentli koşucu çitalara döndü. Adamlar bana doğru gelince bende arkamı dönüp kaçmaya başladım. ‘Dannn’ diye bir ses daha. Kurşun sağ tarafımdan geçerken ‘ Naber cınımm’ diye bir selam çaktı.

 Hah dedim şans bana altın öpücüğünü verseydi en çok izlenen çizgi film firmasının patroniçesi olurdum. Ben topukları vura vura kaçtıkça adamlar da bir azim beni kovaladılar. Tam pes edecektim, sarı bir taksi Hızır gibi yetişti. Hemen durdurdum. Atını kaybetmiş de sonra buluş adam gibi hemen bindim arkaya. Dazlak kafasına ters düşen pos bıyıklarıyla, taksici amca aynadan baktı:

-Hayırdır kızım, kovalayanın mı vardı?

Nefes nefese,

-Evet, amca bir adet canikli izbanduttan kaçtım.

Anlamayarak baktı.

-Neyse amca-kâğıdı uzatarak- bu adres gidecektim, dedim.

 Dört tarafı canlı kaplı gökdelen gibi holdingin önünde indim. Döner kapıdan girince dergi kapağından fırlamış bir kız ağzını yaya yaya ‘buyğrun’ dedi. İş görüşmesi için geldim, dedim. Elemağnları bizzat patron seçeer. Ağsansör karidorun sonunda, en üst katta şikerimm, dedi. Onu taklit ederek sağol şikerim, dedim. Asansör artık atmosferin son tabakasını da geçecek derken ‘Dingg’ diye açıldı. Duvarlar kurşun geçilmez zırhlı metalden yapılmıştı. Katta bulunan tek odaya yöneldim. Kapıyı çaldım ‘Giirr’ diye bir sesi duyunca girdim. Sadece kafası olan ve doldurulmuş geyikle yüz yüze geldim. Onun yanındaki baykuş sanki suçüstü nasılmış gibi baktı bana. Yerdeki ağzı açık yatan ayı ‘basarsan ısırırım’ diyordu resmen. Şaşkınlığı üstümden atarken büyük ahşap masada oturan adamı ve bugünkü üç izbanduttu gördüm. Canikli olan pis pis sırıtıp: Kekliği düz ovada avladık abi. Boşuna koştuk o kadar. Kendi ayağıyla geldi bize, dedi. Masadaki adam parmak uçlarını birleştirdi. Buyurun gelin, yorucu bir gün olmuş. Oturun, dedi.

 İş görüşmesine diye geldim. Kaçtıklarımın eline düştüm. Oturan adamda bunların elebaşıydı belli ki.

-Adam geçin içeri. Ben Ali Kıran Başkesen, dedi.

 Tükürüğüm boğazımdan aşağı kayak yaptı. Şans bana altın öpücüğünü verseydi papanın efsanevi mirasının tek varisi olurdum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.