birliktelik
AMERİKA’DA YAŞAMAK,ÇALIŞMAK VE GÜZEL OLAN HER ŞEY
IMG_3633 10 Haziran sabah 5-6 arasında Atatürk Havalimanında elimde bilet ve biletin üzerinde varış yeri: New York JFK Havalimanı. Hayaller gerçekleşiyordu artık... Work and Travel eğer bireysel bir araştırmada bulunmazsanız çok fazla kulaktan dolma bilgilerle karşılaşacağınız bir sistem. Ben üniversiteye ilk girdiğim yıl (2010) WAT programını keşfettim ve araştırmalar sonucu bu programın getirilerinin hayatımda yer etmesini istediğime karar verdim. 10 Haziran öğleye doğru saat 11’lerde aktarmasız yaklaşık 11 saate yakın bir uçuştan sonra New York'tayım. Hala inanılır gibi gelmiyordu! Uçaktan indiğimizde uçuş yorgunluğundan mı yoksa heyecandan mı hala karar veremiyorum sadece kalabalığı takip ettim, aklımda aynı cümle tekrarlanıyordu; "Amerikadayım!" Öncelikli olarak yapmam gereken işlem pasaport ve vize kontrolü. Arkadaşlar arasında biraz daha iyi ingilizceye sahip olduğumdan önde bendim. Titrek, yorgun bir halde geçtim siyahi bayan görevlinin karşısına. Tam manasıyla dilimi yutmuştum elini uzattı ve bende pasaportumu verdim. O kadar stresliydim ki bir sıkıntı olmadığına emin olduğum halde sanki ilk uçakla sınırdışı edilecekmişim gibi korkuyordum. Tabi ki böyle bir şey olmadı görevli iyi vakit geçirmem için temennilerini dile getirdikten sonra pasaportumu geri verdi. Arkadaşlarım da hemen ardımdan geldiler. Sonra valizlerimizi beklemeye başladık. Tam karşımda kocaman bir tabela: "Welcome to New York" Havalimanından çıktığımızda hafif bir New York yağmuru vurdu yüzüme, gülümsedim.. Çalışacak olduğum yer New York merkezine 4 saat uzaklıkta bulunan The Great Escape and Splashwater Kingdom adında Amerika'da çok ünlü olan lunapark zincirinin bir parçasıydı. İçinde birçok çeşitte hız trenleri, yüzme havuzları, yemek yerleri vardı. İş yerime Amerika'ya vardığımızı bildirdikten sonra ilk iş günü gelmişti. Üniformamla işe giriş saatimde hazır olarak oradaydım. Yemek bölümünde çalışacaktım ve yöneticilerimiz nasıl olsa zamanla öğrenecek olduğumuzu bildiklerinden çok da fazla eğitim vermemişlerdi. Çalışma süreci boyunca sık sık yanımıza gelip sorularımıza cevap veriyorlardı. Wat'da uzak doğulu öğrencilerin eğitim-öğretim dönemleri bizden 1ay kadar önce bittiğinden biz işe başladığımızda onlar 1 aylık deneyimli çalışan olmuşlardı. Onlardan birinin yanında geçirdim ilk günümü. Tek yapmam gereken şey müşterinin istediği içeceği doldurup kendisine vermekti. "Ne kadar zor olabilir ki?!" Demeyin:) insanların "coke" dediğini anlayamayacak kadar stresli olunabiliyor. Neyse ki, üstlerimizden biri gelip kurtardı beni içine düştüğüm durumdan ve ben yıllarca ailemi ikna etmeye çalıştığım hayalim olan bu programdan kaçmak istemiştim.. Bir de yöneticimizin bizi asıl alma sebebi kasiyerlik eğitimi çıktı iyi mi! Aldığımız eğitimden sonra gözümüz iyice korktu acaba bu işi başarabilecek miyiz diye. İnsanlara bazen bedava yemek bazen de yanlış sipariş teslim ettim.Ve bir sonraki gün büyük kabus! Joe beni bekliyordu. Joe kasanızda para açığı veya fazlası çıktığında sizinle nedeni hakkında görüşen adeta gülmeyi unutmuş CIA ajanı tipinde bir adamdı. Baktı bu çocuk derdini anlattı hem alışamamış kasiyerliğe hemde fazla açık yok sıkıntı olmadı. Sonra gülebildiğini öğrendim, parkta karşılaştığımız her yerde gülümsemesiyle, sohbet edişiyle... Zaman geçtikçe işe iyice ısınmıştım. Kaldığımız motelde arkadaşlar edinmeye, birlikte sohbetlere başladık. İlk büyük eğlencemiz bir arkadaşımızın doğum günü süprizi sırasında oldu. Mükemmel, Türklere yakışır bir parti yaptık. Hatta Amerikalı Wendy geceleri serin olduğundan üşüdüğümüzü öğrendikten sonra bir sonraki gün motelimize 12 yeni battaniye gönderdi! Yani Amerikalılar öyle soğuk, katil potansiyeli olan insanlar değiller. Sizin onlara gösterdiğiniz samimiyetin fazlasını size gösteriyorlar. Zamanla iş yerimde başarımı artırdım ve her gün standart bir yerde çalışmaya başladım. Bu program sayesinde sadece iyi bir kasiyer olmanın, müşteriyle iyi bir şekilde sohbet etmenin yanında; iş arkadaşlarıyla espiriler yapıp gülebilen, gerektiğinde üstlerine bilgilerini aktarabilen, hatta bazen yetkili sıfatıyla çalışan bir konuma geldiğinizde, Makedonlu arkadaşlarınız size süpriz doğum günü yaptığında, Makedonlara Türk kahvesi ikram edip ardından fal baktığınızda, Amerikalı bir sevgiliniz olduğunda, insanlar Türk olduğunuzu öğrenip Türkiye'yi ne kadar sevdiklerini anlattıklarında akla hep aynı cümle geliyor, "iyi ki" İlk günlerde biraz çekindiğim, tedirgin olduğum ortam artık yaşadığım, para kazandığım yer oldu insanlar da ailem. Temmuzun ilk haftalarında ilk gezimizi New York/ Albany'e yaptık. Albany NY'nin başkenti. Bu statünün de katkısıyla bir anlamda bürokratik, resmi binaların fazla olduğu, göze çarptığı bir yer. Gezdikten sonra yorulduğumuzda bir yerde soluklanalım dedik ve Amerika'da ilk Türk ile karşılaştığımız yer. Uzaktan bize doğru yaklaştı ve bir cümle söyledi: " Arkadaşlar nasılsınız?" Amerika'da hayal edebileceğinizden çok Türk var arkadaşlar emin olun. Ben Trabzonspor formalıları gördüğümde karar verdim buna. 🙂 Albany'nin ilk gezimiz olması burayı hep ayrı tutmamıza neden oldu aslında.. Sonra zaman geçtikçe artık ramazan geldi. Hep birlikte ilk gün oruç tuttuk. Amerikalılarım bize duydukları saygıyı tarif edemem gerçekten! Bayram geldiğinde hep birlikte teknolojik yardımlar sonrası belirleyebildiğimiz kadarıyla bayram namazı kıldık, kız arkadaşlar kahvaltı hazırladılar. Sonrasında başladı görüntülü bayramlaşmalar, ağlaşmalar ailelerimizle. Artık yavaş yavaş Lake George'dan (çalıştığımız ve kaldığımız yer buradaydı) ayrılma vakti yaklaştıkça hem heyecan hem de burukluk kaplıyordu içimi... Odamdan, evimden, arkadaşlarımdan ayrılmak zorunda kalacaktım. Fakat zamanı durdurmak imkansızdı ve geldi o gün ve biz tekrar JFK havalimanındayız. Tur rehberimiz  bizi burada alacağı için geceyi havalimanında geçirdik. Öyle rahat olmayan koltuklarda yatar mıyız hiç? Tabiki hayır! First Class yolcularının bekleme salonuna gittik bizde. Bakışlara aldırmamdan taktık güneş gözlüklerimizi ve uyuduk. Tura ilk Chinatown'dan başladık. Burada kendimizi sanki Çin, Tayvan sokaklarındaymışız gibi hissettik. İngilizce bilen yok, tabelalar Çince ve marketlerde hareket eden her şeyin yiyecek adı altında satıldığı bir yer. Yani korkunç! İlk gece konaklayacağImız yer New York'un hemen karşı kıyısı olan New Jersey'deydi. Otelimize yerleştikten sonra New York'un sokaklarında kaybolmak, dolaşmak, havasını solumak için yola koyulduk. İlk önce dünya ülkelerinin bayraklarıyla dolu bir sokakta durduk.  Ay Yıldızın Amerika sokaklarında dalgalanması gurur kaynağımız oldu. Ardından Times Meydanında aldık soluğu. Biraz karambole bulduk aslında meydanı. Uzaktan ışıkları gördük ve tahmin ettik fakat köşeyi dönünce sanki büyülü bir şey bizi içine çekti. Dünyadaki her milletten insanın bir arada olduğu ışıklarla bezenmiş bu meydan zaman kavramını unutturdu bize ve biz otobüsü kaçırma tehlikesi atlattık. Bir sonraki gün tekrar New York'taydık. New York'un en yüksek binalarından olan Empire State binasına gittik. Tarih 11 Eylüldü. Talihsiz saldırının tarihi olduğundan felaket bir güvenlik vardı. İki asansör değiştirerek 102. kata çıktığımızda tüm New York ayaklarımızın altındaydı. Filmlerde, dizilerde gördüğümüz sahne tam karşımızdaydı... Daha sonra özgürlük heykeline ardından da Madam Tusaauds Bal mumu müzesine gittik. Müzede kendimizi hollywood yıldızlarının, ünlü artist ve aktrislerin yanında rüyada gibi hissetmiştik. Bir başka gün bir başka durak Niagara Şelalesi. Amerika'nın en kuzeyi, Kanada sınırında bir doğa harikası. Her şey mükemmeldi. Sadece şunu hayal edin Erzurum'daki soğukta parmak arası terlik ve şortla geziyorsunuz!! Çok soğuktu gerçekten. Burada da konakladıktan sonra Boston/ Massachusetts' de aldık soluğu. İlk uğrak noktamız Harvard üniversitesi oldu. Çok güzel bir yer olmasına rağmen KTÜ gerçekten daha güzel bir kampüse sahip arkadaşlar, inanın! Yine Boston'da olan MIT’'yi gezme fırsatımız oldu. Boston sokağı, insanı ve bina tarzlarıyla tam bir kültür şehriydi. Yol izerinde Pennsylvania'da kahvaltı için durduk malesef gezme fırsatımız olmadı. Fakat gördüğüm kadarıyla burası New York ve Boston karışımı bir yer olmasına rağmen daha az gösterişe sahipti. Sonraki durak Washington DC oldu. Amerika'nın yönetiminin kalbinin attışı yer... Bir de aklımda en çok Trabzon'un nemli havasından daha nemli olmasıyla kalacak sanırım.. Amerika'nın Kongre Binası ve Beyaz Sarayı'nın önünde bir çok fotoğraf çekildik. Amerika'nın eski ve önemli Başkanlarından olan Abraham Lincoln anıtını gezme fırsatı bulduk. Daha sonra yollar bizi New York'a geri götürdü. Otobüs biletlerimizi alıp bu sefer New Jersey yollarına düştük. Burayı ayrıntılı gezme fırsatımız malssef olmadı. 2 geceyi burada geçirdik fakat 1 gün yolculuk ve yolculuk hazırlıklarıyla 2 günü de Amerika doğu sahilinin en büyük Avm’lerinden birinde alışverişte harcadık. Kedimizi kaybettik aslında! 🙂 Düşünün cebinizde ekstra dolarlar ve bir mağazayı bir daha bulamadığımız büyüklükte bir avm. Ve istisnasız her marka Türkiye'den çok daha ucuz! 🙂 Ve son olarak tekrar New York. Hayallerin gerçeğe dönüştüğü o noktaya geri dönüş.. Tekrar JFk havalimanındayız, içimiz buruk. Edindiğimiz arkadaşlıklara veda, bu mükemmel ülkeye ve maceralara veda, ailelerimize duyduğumuz özlem... Yani elde avuçta karmaşık duygular.. Wat programıyla ilk kez kendi paramı kazandım. Hemde Amerika'da! Kendi paramla geçindim 4 aya yakın bir süre, kendi paramla gezdim, öğrendim.. Zor durumda kalınca pratik çözümler ürettim, eğlendim ve bunların yanında mükemmel bir ingilizce seviyesiyle döndüm Türkiye'ye. Bir de toplamda 42 kilo valizle! Work and Travel aslında ingilizce geliştirme programı değil yazar bir çok sitede ama ben derim ki, inanmayın! Her şey kendi elinizde. Girişken olun, soru sorun, konuşmaktan çekinmeyin formül bu. Bir Kamu Yönetimi öğrencisi olarak ekonomik ve siyasi olarak dünyaya ve dünya piyasalarına yöne veren Amerika'nın siyaseti, yönetim sistemi, ekonomisi hakkında edindiğim bilgiler, birebir yaşayarak öğrendiğim hayat tecrübeleri, disiplin ve işbirliği odaklığında çalışma sürecim bana bir çok artı kattı. Bunlara ek olarak en kötü günümde de en iyi günümde de kenetlendim arkadaşlıklar edindim. Döndükten hemen sonra 1 ay içinde İstanbul'da, aynı yılın sömestr tatilinde Trabzon'da, yazın da Bursa'da buluştuk. Arkadaşlarımızdan birinin nişanın da onu yalnız bırakmadık! Ardından Balıkesir'de birlikte tatil yaptık.Yani ömürlük dostluklar da kazandırdı bana bu program. Son olarak tüm yakınlarıma, arkadaşlarıma söylediğim şeyi söylüyorum size; çok küçük bir ihtimal dahilinde de olsa aklınızın bir köşesinde varsa bu fikir daha fazla strese sokmayın kendinizi, düşünmeyin ve gidin! Sizi bekleyen kendinize ait hikayeler, tecrübeler, arkadaşlıklar, maceralar sizi bekliyor... SAMET CAN DEĞİRMENCİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.