birliktelik
SAVRULAN KÜLLER
 Denize karşı oturmuş, savrulan küller misali dağılan hayatımı düşünüyordum. Mesela şuan "keşke böyle olmasaydı" dediğim kısımlardayım.  Sahi, koşulsuzca güvenmenin sonucu böyle keşkelere mi bağlanıyordu?  Peki ya, bu güveni kıran insan tüm vicdanını bir özüre mi sığdırıyordu?  Bir kez daha kendi gerçeklerimle yüzleşmiştim.   Benim için hayat değil, insanlar acımasızdı. Hayatı acımasız kılan onlardı. Kalbin kemiği yoktu ama, onu da bir şekilde kırıyorlardı.  Ve ben fazlasıyla yorgundum. Lakin bu fiziksel bir yorgunluk değil, ruhsal bir yorgunluktu.  Yön duygumu kaybetmiştim. Olduğum yerde duruyor, kendimi buzdan kaleler içine hapsedip, kurtarılmayı bekliyordum.   Yüzümde olup fakat gözlerime ulaşamayan gülüşüm takındığım maskemdi. Fakat öyle bir an geliyordu ki anlatmak istiyordum. Anlatmaktan ziyade anlaşılmak. Lakin biliyordum ki kimse beni anlamayacaktı. Ya dinleyip o ruhsuz ifadelerini takınacak, ya da dinlemeyip "boş ver anı yaşa" diyeceklerdi.   Ben ise yine derin bir sessizliğe gömülüp her iki türlü de gülümseyecektim. Yine duvarlarla konuşacak, kendime sarılıp bu günlerin de geçeceğini, güçlü durmam gerektiğini söyleyecektim. Çünkü başka çarem yoktu, biliyordum.    Ve söylemeden edemeyeceğim sevgili defter, eğer bir gün güçlü durmam gerektiği için değil de gerçekten öyle olduğum, ve zoraki bir gülümseme değil de gözlerime ulaşan o gülümsemeyi yaşayıp, sıfırdan başlama fırsatı bulduğumda sana yeniden yazacağım.  Ve bu bir son değil biliyorsun, Anka Kuş’unun hikayesini hatırla. Bende onun gibi, yeniden...Küllerimden doğacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.