birliktelik
Yokluk…
Bazen öyle anlarınız olur tarif edilemeyecek derece duygular yaşarsınız ya işte şu an tamda o andayım... Milyonlarca insanın içerisinde kendimi yapayalnız ve bir o kadar da kötü hissediyorum. En sevdiklerim geliyor aklıma , onlarla birlikte olduğum nice güzel anılarım ama hiçbiri şuanki boşluğu doldurmuyor . Sevdiklerinden uzakta bu boşluğu ne kadar doldurabilir ki insan? Sonra derinden gelen bir ağlama hisside kaplıyor vücudumu . Gözlerim tuzlu su tanecikleriyle doluyor fakat bir türlü kırmızı yanaklarıma inmiyorlar sanki bir deniz fenerinin yağmurlu havada gemi beklemeyişi gibi yanaklarımda tuzlu su taneciklerini beklemiyor . Karşıdan bakınca kırmızı olan burnumdan her şey anlaşılıyor aslında . Derin bir yaranın yüze yansımasıydı çünkü bunlar ... Garipsenecek bir şey yoktu tabi lakin insanlar öyle varlıklar ki bu belirtileri görür görmez yüreklerini burkmadan merak duygusunu kabartı veriyorlar. Empati kurmazlar bu dakika da amaçları sadece , derin gibi görünen ama bir türlü ortaya dökülemeyen bu duyguların sebebini bilmek . Sanki bilseler anlayacaklarmış gibi ! Anlamazlar biliyorum . Kimse kimseyle aynı duyguları paylaşmaz çünkü .. Aynı benim yıllar boyunca göremediğim kardeşlerim gibi . Cidden neredeler şimdi? Nerede benim boylu poslu , bir gülümseyişinde sol yanağındaki geniş çukurlu gamzeli abim ; nerede her zaman şen şakrak , sırtı pek , kalbi temiz olan minik kardeşim ? ... Abimi , boylu poslu abimi, 1998 yılı ocak ayının ikinci pazartesi günü şehit vermiştik vatana. O soğuk kış gününü asla unutmuyorum . Unutamam ki zaten ! Önce bir titreme gelmişti bedenime sonrasında kalbim buz kaplamıştı . Nisan ayında gelen böğürtlen kışı misali , sıcacık eve giren kara haber her yeri buz kaplatıvermişti . Annemizi , babamızı çok olmuştu kaybedeli . Birde bu eklenmişti üstüne . Ağladım dememi bekliyorsunuz belki söyleyeyim size ağlamak kelimesi duygularımın asla karşılığı olmadı . Ben o gece ağlamadım , ben o gece bir kez daha öldüm . Sonraları kardeşimle birlikte küçük bir köye yerleştik . Mutlu olmaya çalışan ama bir türlü eve mutluluk kelimesinin girmediği için mutlu olamayan kişilere bürünmüştük . Öyle despot değildik tabi ama çokta güler yüzlüde değildik. Arada birbirimize bakıp tebessüm eder sarılırdık işte o an kalbindeki bütün buzlar erirdi . Her güzel şeyin bir sonu varmışcasına hayat benden 2004 yılının mayıs ayında her şeyimi almıştı . Kardeşim ... miniğim... 17 yaşındaki güzeller güzeli Mustafa'm... Ateşli hastalıktan kaybetmiştim onu . Zifiri karanlığı aydınlatan tek dolunay vardı gecede... Ve ben o geceden sonra hiç uyuyamadım . Bu koskoca dünyada artık tek başımaydım . Yokluklarına alışırsın dediler ben ise sadece YOKLUĞA alıştım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.